Patroklos’un dilinden Akhilleus’un öyküsü

Dilay Rukiye Hız | [email protected]/ 10. Sınıf Öğrencisi- Madeline Miller, 2011 yılında “Akhilleus’un Şarkısı”nı anlatmak için Patroklos’u aracı olarak seçtiğinde ise büyük bir kitlenin övgüsünü topladı. Bu hikâyenin sizi etkilemesinin en büyük sebeplerinden biri olayların Patroklos tarafından anlatılması. Eğer hikâyeyi Akhilleus anlatıyor olsaydı, olaylar ve duygular bir yerde tıkanır kalırdı. Patroklos ise Akhilleus’a o kadar çok değer veriyor ki onun çevresinde yaşanan her şeye hâkim. Hayat hikâyesi saraydan sürülmesiyle başlayan Patroklos kendini diğer yetim ve sürgünlerle beraber o sarı saçlı oğlan çocuğuyla yani Akhilleus ile aynı çatı altında buluyor. Patroklos’un başta sarayda pek hoş karşılandığı söylenemez, nasıl olsa büyük bir suç işlemiş bir çocuk olarak gelmiştir. Fakat bir noktadan sonra Patroklos için işler güzelleşmeye başlıyor. Akhilleus’un onu yoldaşı olarak seçmesiyle beraber arkadaşlıklarının ilerlemesi onun için adeta bir nefes haline geliyor. Fakat kaderi çoktan yazılmış bir kahramana âşık olmanın zorlukları gün geçtikçe artıyor. O bütün bu duyguları açık açık dile getirmese de yazar çok güzel bir şekilde hissettiriyor. İyi bir yazar böyle yapmalı işte. Karakterin suskunluğunun altında ne olduğunu bize hissettirebilmeli.

Patroklos’un öğrettikleri

Yalnızca bir kişinin bile sizi sevmesinin dünyalara bedel olabileceğini Patroklos ile öğrendim. İnsan aşkı için neler yapabilir, sınırları ne kadar zorlayabilir, ölüme gitmesi gerekse cesaret edebilir mi? Patroklos bize bütün bu soruların cevabını veriyor. Patroklos ile beraber arkadaşlığın, sevginin, aşkın ve tutkunun sınırlarını zorluyoruz. O yoğun duygularla beraber kendi benliğinizden sıyrılıp Patroklos oluveriyorsunuz. Bir noktadan sonra yüreğinizin bir kısmında Akhilleus’un adını taşımaya başlıyorsunuz. Akhilleus’tan da bahsetmek isterim. Kendisi tanrıça Thetis ile ölümlü Kral Peleus’un yarı insan, yarı tanrı oğlu. Bu gücünün getirdiği özgüven ve ego var biraz üzerinde. Bunları kenara bıraktığında ise içinde çok kuvvetli bir âşık var. Akhilleus bazen aptal, bazen aklı başında bir âşık. Bazen halkını kurtarmak isteyen, bezen de tam tersini yapıp dünyanın en saçma kararlarını alan bir savaşçı. Hiçbir zaman tek bir kişiliği yok, o çok yönlü bir kahraman. Aslında Akhilleus hepimizden bir parça bu kitapta. Bazılarımızın en baskın yönüyken, bazılarımızın hafif bir yönü. Ne olduğu konusunda çokça yorum yapabilirim ama bir tanesinde fikrim kesinlikle değişmez: Her hikâyede “Aristos Achaion” olmayı başardığı.

Muhteşem final

Kitap bir bütün olarak harikaydı fakat finali bu hikâyenin en muhteşem kısmıydı. Kitabın başta sizi yıkan fakat başka bir açıdan baktığınızda insanın içine su serpen bir finali var. Ben finale son 30-40 sayfa kala parça parça yıkılmaya başladığımı hatırlıyorum. Kitabı okurken bahsettiğim yerlere gelince bu duyguları siz de hissedeceksiniz. Belki bu sonun önüne geçmeye çalışacaksınız ama nerede… Belki sinirleneceksiniz, belki de çok üzüleceksiniz fakat bahsettiğim muhteşem finale geldiğinizde gözyaşlarınız eşliğinde aslında en iyi finali okuduğunuzu anlayacaksınız.

 

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir